Ancak son dönemde kamu kurumlarına yapılan başvurulara verilen yanıtlar incelendiğinde, kanunun ruhuna taban tabana zıt bir tablonun ortaya çıktığı görülmektedir. Vatandaşların ve araştırmacıların anayasal haklarını kullanarak yönelttiği somut sorulara; "mevzuat şablonları", "içeriksiz genelgeler" veya tamamen konudan bağımsız "baştan savma" metinlerle cevap verilmesi kronik bir sorun haline gelmiştir. Oysa bilinmelidir ki, bu durum sadece bürokratik bir tembellik değil, doğrudan hukuki ve cezai sorumluluk doğuran bir suçtur.
Yasal Zorunluluk ve TCK Kapsamındaki Suç Unsuru
Bilgi edinme başvurularına doğru dürüst, yasal süresi içinde ve tatmin edici cevaplar vermek kamu görevlileri için keyfi bir tercih değildir. İdare, kanunun emredici hükümleri gereği bu talepleri olumlu sonuçlandırmak veya reddedecekse bile hukuki gerekçelerini açıkça ortaya koymakla yükümlüdür.
Meseleyi salt bir idari usul hatası olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Kamu görevlilerinin bilgi edinme taleplerini kasıtlı olarak cevapsız bırakması, yanıltıcı bilgi vermesi veya baştan savma yanıtlarla süreci sürüncemede bırakması, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 257. maddesinde düzenlenen "Görevi Kötüye Kullanma" suçunun unsurlarını oluşturabilir. Kamu görevinin gerektirdiği yükümlülüğü yerine getirmeyerek kamusal zarara yol açan veya kişilerin mağduriyetine neden olan bürokratlar, adli mekanizmalar karşısında hesap vermekle karşı karşıya kalabilir.
İdari Yaptırımlar ve Devletin İtibarı
Konunun bir diğer boyutu ise idari hukuk alanındadır. 4982 sayılı Kanun’un uygulanmasında kusurlu davranan, kanunun amacını boşa çıkaran kamu görevlileri hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca disiplin soruşturması açılması yasal bir zorunluluktur. Devletin şeffaflık vizyonuna gölge düşüren bu lakayıt tavır, idarenin güvenilirliğini zedelemekte ve vatandaş ile devlet arasındaki güven bağını sarsmaktadır.
BEDK’nın İş Yükü ve Bürokratik Kısırdöngü
Kurumların bu ciddiyetsiz yaklaşımının en somut faturası ise Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na (BEDK) kesilmektedir. İlk aşamada kurumlar tarafından çözülmesi gereken, hiçbir hukuki engeli bulunmayan binlerce basit başvuru, "cevap vermeme" veya "savuşturma" refleksi yüzünden BEDK’nın önüne itiraz olarak gelmektedir.
Kurul, kurumların yapması gereken asli işi üstlenmek zorunda bırakılmakta ve adeta devasa bir evrak yığınının altında ezilmektedir. Bu anlamsız iş yükü artışı, kurulun gerçekten nitelikli, emsal teşkil edecek ve derinlemesine incelenmesi gereken karmaşık hukuki dosyalar üzerindeki mesaisini de baltalamaktadır. Bürokrasinin kendi sorumluluğundan kaçarak işi üst kurula havale etmesi, sistemin tamamen kilitlenmesine yol açan bir kısırdöngü yaratmaktadır.
Sonuç: Şeffaflık Duvarını Yıkmamak Adına
Bilgi edinme hakkı, idarenin keyfiyetine karşı vatandaşa verilmiş en güçlü yasal kalkanlardan biridir. Kamu kurumları, bu kanunu geçiştirilmesi gereken bir angarya olarak görmekten acilen vazgeçmelidir.
Unutulmamalıdır ki; hukukun öngördüğü şeffaflık kapısını baştan savma cevaplarla kapatmaya çalışmak, hem TCK kapsamında cezai bir sorumluluktur hem de idari mekanizmayı felç eden yapısal bir suçtur. BEDK’nın sırtındaki yükü azaltmanın ve demokratik olgunluğa erişmenin tek yolu, kanunun emrettiği ciddiyete ve hukuki sorumluluk bilincine kayıtsız şartsız geri dönmektir.