Kamuda uzun yıllardır kanayan ve idari mobbing aracına dönüştürülen sinsi bir yöntem var: Bir eğitimci veya memur hedef tahtasına oturtulmak istendiğinde, önce arkası doldurulamayan çirkin iddialarla dedikodu mekanizması işletilir. Ardından soruşturma açtırılır. Tahkikat neticesinde iddiaların tamamen asılsız olduğu, iftiradan ibaret kaldığı ve hiçbir somut delile dayanmadığı ortaya çıksa dahi idare o bilindik bahaneye sarılır: "Okulda huzur kalmadı, çalışma barışı bozuldu, personeli korumak adına görev yerini değiştiriyoruz!"
Yani haksızlığa uğrayan kamu görevlisi, güya "korunma" kılıfı altında ailesinden, kurulu düzeninden koparılarak kilometrelerce öteye sürgün edilir.
İşte idare mahkemesi tarafından verilen emsal niteliğindeki yürütmeyi durdurma kararı, tam da bu idari kurnazlığın ve haksızlığın üzerine bir hukuk manifestosu gibi indi.
Suç Yok, Ceza Yok Ama 120 Kilometrelik Sürgün Var!
Taşra teşkilatında bir ortaokulda görev yapan bir kadın öğretmen, kurum idarecisinin asılsız söylemleri ve dedikodular üzerinden soruşturmaya maruz bırakıldı. Olay adli makamlara intikal etti; savcılık iddiaların hiçbir hukuki temeli olmadığını tespit ederek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
Bununla da kalmadı; yürütülen disiplin soruşturmasında da iddiaların sübuta ermediği tek tek kayıtlara geçti. Öğretmene tek bir kınama, hatta uyarma cezası dahi verilmedi.
Peki idare ne yaptı?
"Öğretmen yıpranmasın, huzursuzluk büyümesin" gerekçesini öne sürerek İl İdaresi Kanunu'nun yer değiştirme yetkisini devreye soktu. Masumiyeti tescillenen kadın öğretmeni, görev yaptığı ilçeden yaklaşık 120 kilometre mesafedeki bambaşka bir ilçeye resen atadı. Dedikoduyu çıkaranlar yerinde otururken, suçsuzluğu sabit olan eğitimciye fiilen ağır bir ceza çektirildi.
Yargıdan Net İkaz: "Takdir Yetkisi Sınırsız Değildir!"
Açılan davada idare mahkemesi, idarenin yıllardır arkasına saklandığı "takdir yetkisi" kalkanını hukuken geçersiz kıldı. Kararın gerekçesinde altı çizilen ilkeler, keyfi tasarrufta bulunan her idarecinin önüne koyulacak niteliktedir:
İdarelerin kamu görevlilerinin yerini değiştirme konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır; ancak bu yetki mutlak, keyfî ve sınırsız değildir. Takdir yetkisi yalnızca kamu yararı, hizmet gerekleri ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde kullanılabilir.
İddiaların somut verilerle ortaya konulamadığı, savcılıkça takipsizlik verildiği ve davacıya herhangi bir disiplin cezası dahi verilmediği gözetildiğinde; görev yeri değişikliğini gerektirecek hukuki bir sebep bulunmamaktadır.
İki ilçe arasındaki yaklaşık 120 kilometrelik mesafe dikkate alındığında; atama işlemi kamu yararı ile kamu görevlisine yüklenen şahsi külfet arasında açık bir dengesizlik yaratmıştır. Tesis edilen işlem, ölçülülük ilkesinin gereklilik ve orantılılık unsurlarına aykırıdır.
Mahkeme, telafisi güç zararlar doğuracağı açık olan bu sürgün işleminin yürütmesini oybirliğiyle durdurdu.
Keyfiyete Karşı Hukuk Güvencesi
Bu karar; mesnetsiz söylentileri gerekçe göstererek kamu personelini yerinden yurdundan eden, kanunun tanıdığı yetkiyi personeli sindirme aracına çeviren yönetim anlayışına verilmiş açık bir derstir.
İdare; dedikodunun değil, somut hukuki delilin peşinden gitmek zorundadır. Hiçbir kamu görevlisi, asılsız iddialarla çalışma barışı bozuldu denilerek kilometrelerce uzağa sürgün edilemez. Adalet, idarenin keyfine bırakılmayacak kadar hayati bir teminattır.